top of page

Empati üzerine...

*Form Sante dergisi Nisan '24 sayısında yayınlanmıştır



  • Empati tam olarak nedir?

Empatiyi karşımızdaki kişinin duygu ve deneyimlerini anlayabilme, anlamlandırabilme ve bu duygularla eşduyum halinde olabilme becerisi olarak tanımlayabiliriz. Empati kurduğumuzda karşımızdaki kişinin iç dünyasına temas etmiş oluruz. Sevdiğimiz birinin üzüldüğünü gördüğümüzde bir anda yüzümüz değişir ve onu anlamaya ve destek olmaya yöneliriz. Ya da bizden kilometrelerce uzakta yaşanan bir felaketten duygusal olarak etkilenebilir, yaşanan acılarla bağ kurabiliriz.  

Empati becerisi zamanla gelişen bir beceri olsa da kökenlerini bebeklikten alır. Bir bebek doğumundan itibaren hem içerden hem dışardan bir gerilime tabidir. Dış dünya onun için çok yeni bir yerdir ve bedeninin içinde olanları, hislerini ve isteklerini aktarmak için henüz kelimeleri yoktur. Örneğin bebek aç ve ağlıyor, annenin bunun farkına varması, hissetmesi ve bebeği sakinleştirerek ihtiyacını karşılayabilmesi ilk empatik deneyimlerden biridir. Güldüğü zaman annenin gülümseyerek yumuşak bir ses tonuyla ona cevap vermesi, nahoş bir deneyim yaşadığında annenin yüzünde panik olmayan ama duygusuna eşlik eden bir tepkinin belirmesi bebeğe çok önemli temel bir güven duygusu yaşatır. Annenin kapsayıcılığı ile oluşmaya başlayan bu temel güven duygusu aslında ilerde kuracağımız tüm sosyal ilişkilerin de özünü oluşturur. John Bowlby yetişkin çocuğa ne kadar karşılık verirse çocuk da etrafındaki kişilerle o kadar sağlıklı ilişkiler kurar der. Karşılıklı güvenli bağlanmayı deneyimleyen çocuklar başkalarının da kendileriyle aynı ya da farklı düşüncelerde olabileceklerini öğrenirler. Bu aynılığın ve farklılığın kabulüyle, benzer ya da farklı düşünceleri anlayabilmek, aynı frekansta buluşabilmek olarak da tanımlayabiliriz empatiyi.

 


  • Başka bir insanın duygularını gerçekten hissetme şansımız var mı? Ve bu neden gereklidir?

İnsan ilişkisel bir varlık. Doğduğumuz andan itibaren yüzlere, seslere, fiziksel hareketlere, bize yönelen beden duruşlarına duyarlıyızdır. Çevreden gelen bütün bu uyaranlara olan hassasiyetimiz,  başkalarının duygularını anlamak ve hissetmek çok temel bir yaşamsal beceri ve gereklilik. Bebeklikte ve erken çocuklukta empati becerimiz yeterince gelişmiş değildir. Çevremizden gelen sinyalleri, yüz ifadelerini ses tonu vb. daha çok kendi yaşamımızı sürdürmek ve ihtiyaçlarımızı giderebilmek doğrultusunda yorumlarız. Zamanla gelişen empati becerimiz sayesinde sağlıklı sosyal ilişkiler kurarız. Başkalarının güdülerini anlamayı öğrenir, farklı algıları, beklentileri ve değerleri olan gruplar içinde uyum sağlayabilir ve güvende hissederiz. Empati kuramadığımızda içinde bulunduğumuz ilişkiler bağlardan yoksun ve yüzeysel olur. Daha ilkel boyutta bakacak olursak başkalarının duygu ve düşüncelerini anlayabiliyor olmamız tehlikede olup olmadığımızı anlamamıza ve kendimizi koruyacak aksiyonları alabilmemize de olanak sağlar. O yüzden sadece toplumsal olarak iyi ilişkiler kurmak anlamında değil, yaşamsal olarak da önemlidir.


  • Duygusal empati söz konusu olduğunda sadece negatif duygulardan mı bahsediyoruz? Başkasının üzüntüsünü emmek mümkün mü? Bu sağlıklı mı ya da olması gereken mi?


             Empati sadece negatif duyguları değil, karşımızdaki kişiden gelen olumlu ya da olumsuz tüm duygulanımları anlamlandırabilme ve uyumlanabilmeyi ifade eder. Tabii ki karşımızdaki ile empati kurabilme kapasitemiz kendi ruhsal yapılanmamız ile çok yakından ilişkilidir. Örneğin özellikle negatif duygulanımlar karşısında, kendi negatif olarak adlandırdığımız duygularımızla nasıl baş ettiğimiz, kişisel hassasiyetlerimiz ve geçmiş travmalarımız karşımızdakinin duygusunu ne kadar kapsayabileceğimiz konusunda belirleyicidir. Başkalarının üzüntülerine eşlik etmek her zaman çok kolay bir şey değildir. Kimimiz negatif duygulanımlarımızı bastırmaya yönelirken, kimimiz bu duygular karşısında daha alıcı pozisyonda olur, daha kapsayıcı bir yaklaşım gösterebiliriz.  Duygusal olarak benzer uyarıcı bir olaya maruz kaldıysak eğer, aynı durumu yaşayan farklı biri ile karşılaştığımızda daha derin bir empati gösteririz. Çok sevdiğimiz birinin üzüntüsü bizi çok derinden etkileyebilir. Ama başka bir kişinin duygularını bütünüyle sahiplenerek kendininmiş gibi hissetme empatik bir eylemden daha çok sempatik bir eylemdir. Empati kurduğumuzda kendi duygularımızdan bağımsız olarak karşımızdaki kişinin duygusunu anlarız, duruma uygun tepkiler veririz ama karşımızdaki kişiyle mutlaka aynı fikirde olmamız gerekmez. Sempati ise o duyguları tamamen karşımızdaki kişinin çerçevesinden değerlendirerek olduğu gibi sahiplenmeyi ifade eder. Karşımızdaki kişi ne kadar üzgünse o kadar üzülürüz, öfkeliyse bu öfkeye eşlik ederiz. Empati göstermekten, sempati göstermeye geçmemizin nedeni karşımızdaki kişi ile yakınlığımız ya da o deneyim ve duygulara yönelik kişisel hassasiyetlerimiz olabilir.


 Çoğu zaman karşımızdaki kişinin olumsuz duygularını çabucak pozitife çevirmek arzusunda oluruz ve bir şeyler yapmak için harekete geçmek isteriz. Aslında hepimizin en temel ihtiyaçlarından birinin anlaşılmaktır. O yüzden sağlıklı ve ideal olan karşımızdaki kişinin duygusunu sahiplenip çabucak değiştirmeye yönelmek yerine anlamaya çalışarak öncelikle duygusuna eşlik edebiliyor olmaktır.


  • Kaygı hissi fazla empati kurmayı besler mi? 

Kaygılı olduğumuzda kaygıyla baş etmek için çeşitli yollar kullanırız. Bu yollardan biri kaygının kaynağını kontrol etmek amacıyla aşırı hazırlıklı olmaya yönelik alarmda olma hali olabilir. Bir başka yol, kaygıdan kaçınma, yok sayıp inkar etme ya da kaygı hissedilmesinden kaçınmak için duyguları uyuşturmak olabilir. Nihayet kaygıyla baş etmenin daha ılımlı, duygu dünyamız açısından daha kolay yolları da vardır. Bu yolların hangisini kullandığımıza göre empati becerimiz aşırı bir hassasiyete veya kapalı bir kabuğa, yok saymaya kadar çeşitli tepkiler geliştirilebilir. Kaygının ılımlı seyrettiği durumlarda empati benzer durumlarda olanlarla dayanışma göstermemiz, destek olabilmemiz açısından iyi bir araç işlevi görebilir.


  •  Neden aşırı empati kurarız? Bunun ruh sağlığımıza ne gibi etkileri olabilir? 


Burada aslında empatinin fazlalılığı yerine sempatik bir ilişkiden bahsetmek daha doğru olur. Empati kurduğumuzda karşımızdaki kişinin duygularını anlayıp aynalıyorken sempatik bir ilişkide sünger görevi görerek bu duyguları tümüyle emerek kendimizinmiş gibi davranırız. Bu duyguları bu kadar sahiplenmemizin nedeni harekete geçen kurtarma, bir çeşit kahramanlık rolü yüklenmemiz olabilir. Bu şekilde daha çok kabul göreceğimize inanıyor olabiliriz. Kendi duygularımızı olduğu gibi ortaya koyduğumuzda kabul görmediğimizi ve ancak başkalarının duygularıyla uyumlanırsak görüldüğümüzü hissediyor olabiliriz. Bu da kendi duygularımızla temasımızı kaybettiğimizin, bir çeşit sahte kendilik geliştirdiğimizin de göstergesi olabilir. Bu bir yandan müthiş bir duygusal yük. Kişinin hayat kalitesinin bozulduğu, kendi duygularına temasının kaybolduğunu hissettiği noktada bir uzman yardımına başvurmak yararlı ve önemlidir.


  • Fazlaca empati göstermenin sevilebilir olmak ya da onaylanmak arzusu gibi psikolojik sebepleri olabilir mi?

Evet, olabilir. Onay almak ve sevilmek hepimizin ihtiyacı. İhtiyaç hissettiğimizde şefkat görmek istediğimizde dayanışma sergilenmesine ihtiyaç duyduğumuzda bunu bazen önce biz duygusal olarak bir şeyler vermeliyiz şeklinde formülleştirilmiş yaşam alışkanlıklarımız ya da ön kabulümüz olabilir. Özellikle küçük çocuklarda sevildiğinin ve onaylandığının hissedilmesi karşılık talep etmesine gerek kalmadan da yetişkinler tarafından bolca ona sunulur. Büyüdükçe gelişen sorumluluklarla sevilme olmasa da, onaylanma bazı şartlara bağlanır. Burada bazen onay vermeme, bazı sınırlar ve kurallar koyulması kişi tarafından sevilmeme şeklinde algılanabilir. Ya da konu ne kadar onaylanıyorum gibi bir nicelik sorunu olarak da görülebilir. Yine gelişimsel olarak ortaya koyduğumuz negatif duygulanımlarımız kabul görmemiş ve yeterince kapsanmamışsa, sadece başkalarının duygularıyla uyumlandığımız zaman sevileceğimize inanıyor olabiliriz. Bu da bazen fazlaca empati göstermek, bazen tamamen uyumlanarak kendi duygu ve düşüncelerimizi bastırmak olarak da görülebilir. 


  • Peki o halde sağlıklı empati nedir? Ya da başka bir deyişle hangi şartları sağlarsak sağlıklı bir empati kurmuş oluruz? 

Bessel A. Van Der Kokl’un Beden Kayıt Tutar kitabında Diana Fosha’dan çok hoşuma giden bir alıntıya yer verilmişti. “İyileşmenin kökeni sevgi dolu, uyumlu ve kendine hakim bir kişinin kalbinde, zihninde var olma ve anlaşılma algısında yatmaktadır”. Sadece iyileşmenin değil anlamlı bir varoluşun da temelinde sevgi dolu, güven hissi duyduğumuz, anladığımız ve anlaşıldığımızı hissettiğimiz doyum sağlayan ilişkilere sahip olmanın yattığını düşünüyorum. Burada öncelikle kendi duygularımızla temasımız çok önemli. Önce kendi duygularımıza bakıp anlamlandırabileceğiz ki karşımızdakinde de bunları gördüğümüzde anlamlandırabilelim. Sağlıklı bir empatik ilişki kurmanın yolu kendi fikir ve düşüncelerimizden kendimizi soyutlayarak karşımızdaki kişinin duygusunu kendi duygu ve değerlerimizden farklı da olsa görebilmek ve bu duygularla uyumlanabilmekten geçer. 


 
 
 

Yorumlar


Simge Boyacıoğlu Le Bris © 2024 Tüm Hakları Saklıdır

bottom of page